20 Mart 2020 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır
Karantinanın ve sert
önlemlerin başladığı ilk günlerde, Çin’de bir salgınla ilk kez karşılaşan ve
hem korkan hem de kaygı düzeyleri yükselen yabancı tanıdıklarıma -email veya
telefonla Çin’den neden ayrılmayacağımı anlatmıştım. Her yazışma veya telefon görüşmesinde
“Çin’de bir salgın veya insan sağlığına dönük bir ciddi tehdit görüldüğü için
değil Çin bu tehditle baş edemezse korkmalıyız… Çin baş edemiyorsa başka hiçbir
ülke baş edemez” cümlelerini tekrar etmiştim. Çokbilmişlik ve sanki Çin’i
kayırma gibi görünen bu sözler buralarda COVID-19 dâhil üç, uyduruk salgın
kabul edilen Domuz Gribini de sayarsak dört, salgın görmüş olmanın sağladığı
tecrübeye dayanıyor. Bazı arkadaşlar benim deneyimlerimi önemsediler ve
Wuhan’dan ve diğer kentlerden ayrılmadılar, Çin’i terk etmediler.
Bugünlerde,
buralarda Koronavirüsün gündemdeki ağırlığı yavaş yavaş azalmaya başlarken ve
hayat normale dönme sürecine girmişken, dünyanın Batı tarafında acil sorun
halini aldı. Şimdi herkes şaşkınlıkla ve hayranlıkla “Çin, bu kadar büyük bir
salgının ve ciddi bir tehdidin üstesinden nasıl geldi?” sorusunu soruyor. Bu
hiç kuşkusuz birkaç cümleyle cevaplanamayacak kadar büyük bir soru. Ne
söylenirse söylensin mutlaka eksik olacaktır. En açıklayıcı bilgileri
üniversitelerin yapacağı araştırmalar ve tez çalışmalarından elde edeceğiz.
Yine de, Çin’in bu sorunun üstesinden nasıl geldiğine dair kendi düşüncelerimi
pek ayrıntıya girmeden aktarmaya çalışacağım.
Virüs Wuhan’da
görülmeye başladığında hakkında çok az şey biliniyordu (Vuhan Jaiyou! Başlıklı
yazımda ayrıntılı anlatmıştım). Uzmanlar neyle karşı karşıya olduklarını
anlayana kadar virüs yavaş yavaş yayılmayı sürdürdü. Bugün artık virüsün
yayılma süreci ve hızı da dâhil olmak üzere neredeyse her şey biliniyor.
Önceleri çok yavaş yükselen bir eğri biçiminde yayılıyor ve bir noktada o eğri
birden dikleşiyor ve yayılma adeta patlama halini alıyor. Çin işte tam bu
patlama sürecinin bir noktasında (başında değil) müdahale edebildi. Uzmanlar
neyle karşı karşı olduklarını anladıklarında zaten patlama noktasına
varılmıştı. Üstelik Wuhan’dan ayrılıp kendi bölgelerine gidenler aracılığıyla
bütün ülkeye kontrol edilemez bir biçimde yayılma riski de çok büyüktü.
Uzmanlara göre, “makul önlemler yoluyla sorunla baş edebilmenin zamanı
kaçmıştı. Alınması gereken önlemlerin fazlasıyla radikal olması gerekiyordu”.
Öyle de oldu.
Sorunun
anlaşılmasının ardından, halk neyle karşı karşıya oldukları konusunda
bilgilendirildi.“Çin’den kriz yönetimi dersi” başlıklı yazımda ayrıntılarını
yazdığım gibi, Devlet Başkanı Şi Cinping en yetkili kişi olarak sorumluluğu
üstendi ve TV’lerde karşı karşı kalınan sorunu halka bütün gerçekliğiyle
anlattı. İlgililere kesinlikle bilgi saklanmaması, yanlış anlaşılmaya yol
açabilecek muğlâk açıklamalardan kaçınılması, halkın ve dünyanın en şeffaf
biçimde sürekli bilgilendirilmesi ve bütün dünya ile işbirliği yapılması
talimatını verdi. Israrla vurguladı nokta “Bu salgınla başa çıkabilmemiz için
sadece bilime güvenin ve bilimin söylediklerinin dışına çıkmayın” oldu.
Bildiğim kadarıyla, bu konuşmasından sonra, 10 Mart’ta Wuhan’a yaptığı ve
“salgının hakkından geldik” müjdesi (zafer ilanı değil) olarak okunabilecek
ziyaretine kadar bir daha bu konuda konuşmadı; yani işi görevlendirdiği uzmanlara
bırakıp kenara çekildi.
Koronavirüsle
mücadele komisyonunun (tam adı bu değil. Anlaşılır olsun diye bu adı
kullanıyorum) görevlendirdiği uzmanlar TV’lerde, gazetelerde ve açılan internet
sitelerinde halkı sürekli bilgilendirdi. Sokaklarda dolaşan sesli bilgilendirme
araçları, robotlar ve asılan posterler de diğer bilgilendirme araçları olarak
kullanıldı. O kadar ki, ortalama bir Çinli bir Koronavirüs ve virüsle mücadele
uzmanı gibi oldu desem yeridir.
Koronavirüsle
mücadele komisyonu sadece ilgili uzmanlardan oluşuyor. Komisyonun başına görev
alan Dr. Zhang Nhansan istisnasız herkesin büyük saygı duyduğu, güvendiği ve
sevdiği bir uzman. Herkesin çok korktuğu SARS salgını günlerinde, Dr. Nhansan
halka umut veren bir ses olmuştu. SARS’ı tanımlamış ve bir tedavi yöntemi
belirlemişti. Bilim insanı namusuna sahip, sözünü esirgemez, sivri dilli bu
uzmanın SARS salgını sırasında gerekli önlemleri almakta bocalayan devlete
ettiği yutulması zor laflar, tedavi yöntemi konusunda resmi sağlık kurumunu
bilgisizlikle suçlayarak koyduğu posta halen aklımda (tedavi yöntemi konusunda
sonunda o haklı çıktı).
COVID-19 ile
mücadele sürecinde, dışarıdan ne kadar göründüğünden pek emin olmadığım,
alışılagelmiş olanla pek uyuşmayan bir yol izlendi: Kararları komisyon verdi,
siyasi-idari merciler uyguladı; yani bilinen-alışılmış yönetim biçiminin aksine
bir süreç işledi. Yapılacak her şeye, alınacak her önleme, atılacak her adıma
sadece bu komisyon karar verdi. Bakanlıklar veya yerel yöneticiler ancak bu
komisyonun bir talebi olduğunda devreye girdiler ve kurumun taleplerini en
hızlı biçimde karşılamakla yükümlüydüler. Birkaç bakanlık, kurum vs bir tarafa
çekiştirmesinin yürütülen mücadeleyi sabote etmekten başka bir sonuç vermeyeceğini
çok iyi bildiklerinden eminim. Hele fırsat bu fırsat deyip toplumun bir
kesimine, onların yaşam biçimi ve değerlerine saldıran bir siyasi ahmaklık bu
durumda bir toplum düşmanlığıdır ve mücadeleyi başarısızlığa mecbur eden tek
sorumludur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder