1 Aralık 2019 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır
Hong Kong (HK)’a bir
önceki ziyaretimi geçen Temmuz ayında yapmıştım. Faşistler (Kuomintang
torunları), kitlesel katılımı bir ayaklanmaya dönüştürebilmek için gösterileri şiddete
boğuyordu. Son ziyaretim, geçen hafta, HK yerel seçimlerinin iki gün öncesine
rastladı. Daha tren istasyonundan çıkarken polis yolumu değiştirdi. Çünkü HK’un
en popüler üniversitesinde işgal eylemi yapan öğrencilerle polis arasında ikna görüşmeleri
yapılıyordu. Öğrendiğime göre, öğrenciler eylemi sonlandırma karşılığında
tutuklanmama garantisi istiyorlarmış. İnsanların tepkisi ve polisin sert
müdahalesi nedeniyle sokaklardan üniversitelere doğru sıkışan Kuomintang
torunları kampusları şiddete boğdukları için üniversiteler kapanmış. Son
yıllarda Çin üniversiteleri karşısında zaten profili gittikçe düşen HK
üniversitelerine hiç kimse bu kadar büyük zarar veremezdi.
Geçen Pazar günü
seçimi yapılan yerel meclisler bir bölgenin sorunları, gelişmesi vs hakkında
çalışmalar yapan, projeler hazırlayan ve bunu HK hükümetine öneri olarak sunan yapılar.
Karar alma ve bunu uygulamaya geçirme yetkileri yok. HK hükümeti bir projelerini
onaylarsa, o zaman sürecin bir ucundan tutabilirler. Memlekette ikamet ettiğim
şehirlerden daha iyi bildiğim HK’da ”yerel meclis” gibi bir kurumun varlığından
uzun bir zaman bilgim yoktu. Birkaç haftada bir evimin önündeki caddede yapılan
gürültülü festivallerin sebebini araştırınca haberim oldu: “Yerel meclis”in
düzenlediği bir kültürel faaliyetmiş. Yerel meclisler, İngiltere koloni
hükümetinin 1967 olaylarından sonra (sonraki yazım bu konuda) yapmaya mecbur
kaldığı reformlar arasında yer alıyor. Yönetime katılım, demokrasi lafları
arasında asıl amaçlananın bir türlü kontrol edemedikleri kenti, özellikle
Kowloon bölgesinin büyük kısmını, bu yerel meclisler yoluyla
denetlemek-meclislere denetletmek olduğu da bir gerçek.
Seçim sonucu “Pekin
yanlıları” (ÇKP ittifakı diye anlayın) için hezimet oldu. 18 seçim bölgesinin
17’sinde çoğunluğu “Demokrasi yanlıları”na kaptırdılar. Toplam 452
temsilcilikten (sandalye) sadece 60’ını kazanabildiler. Ellerinde adanın (HK) merkezinde
bir bölge kaldı, sadece orada kazanabildiler. “Pekin yanlıları”nın oy oranı
yüzde 13,5’e düştü. Oysa 2015 seçimlerinde 18 bölgenin tamamında çoğunluğu ve
412 temsilciliğin 300’ünü kazanmışlardı. “Demokrasi yanlıları” içinde en büyük
pay sosyal demokrat diyebileceğimiz partilere ait. Fakat, oy oranları çok küçük
olsa da, ABD-İngiliz işbirlikçilerinin de bu cephede anıldığını belirtmeliyim.
Bu seçimi aslında HK
halkı da pek önemsemezdi ve bu yüzden katılım oranı yüzde elliyi bile bulmazdı.
Örn. 2015 seçimlerinde katılım yüzde 47 olmuştu. Fakat bu seçimlerde yüzde
72’yi buldu. ÇKP’nin HK’un özerkliğini anlamsızlaştırma girişimlerine halkın oy
tercihleriyle de “artık bıçak kemiğe dayandı” dediğini düşünüyorum. Bıçağın
kemiğe dayandığı bir başka gerçek var ki, en az özerklik kadar yakıcı: HK artık
refah üretemiyor ve gençleri için iş yaratamıyor. Çalışanlar da işlerinde mutlu
değil. Bu yüzden yatay hareketlilik -iş değiştirme- çok yaygın. Gençlerin çoğu
iş bulmak için Çin’e gitmek zorunda kalıyor. Kapitalizmin mabetlerinden biri
olan bir kentteki bu sorunlardan kapitalizm yerine Çin’i sorumlu tutmak gibi
bir akıl tutulması yaşıyorlar. (Bu konuda başka bir yazı yazacağım)
ABD-İngiltere
muhiplerinin pek sevdiği ve genç lider adayı diye parlatılan Joshua Wong, gösteriler
sırasında ABD’de kapı kapı dolaşıp emperyalistlerden destek istemenin (ve kendi
reklamını yapmanın) bedeli olarak seçimlere sokulmadı. Sokaktaki insanlarda ve
TV’lerde boy gösterenlerde bu ABD işbirlikçiliğine karşı bir tavır
alış/soğukluk dikkatimi çekti. Doğrusu HK için büyük ilerleme… Bir de yanlısı
oldukları “demokrasi” ile anlatmak istediklerinin içini bir doldurabilseler… Gözleri
bağlı olarak demokrasi adında bir fili tarif eder gibiler. Bu kadar lafını
ettikleri demokrasi adına ortada bir ortak program da yok. Çin’deki işçi sınıfı
hareketiyle birlikte emek eksenli bir demokrasi mücadelesi yürütmedikleri
sürece ÇKP için hep kolay lokma olacaklar. Fakat kendini Batılılaşmış-modern
kentli, anakara Çinlilerini ise köylü olarak gören tipik-ortalama HK’lu bunu
anlayabilir ve kabul edebilir mi, emin değilim.
“Yasaklar
fermanı”
RTE, “faiz, yalan,
zulüm, kibir, iftira, hırsızlık yasak olmaya devam edecek” demiş. Keşke
aralarına “hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, seçmen iradesine saygı ve
demokratik hakların kullanımı”nı eklemeyi de unutmasaydı (bence, lümpen döküntülük-hırtlık
da yasaklanmalı). Neyse, hepsi bir tarafa, İslamcılardan kibri (ve yalanı-demagojiyi)
çıkarırsanız geride hiçbir şey kalmaz; ilkellik, cahillik, yeteneksizlik ve
çapsızlıklarıyla çırılçıplak ortada kalırlar…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder