2 Haziran 2021 Çarşamba

Diktatör Ferdinand Marcos’un son günleri

Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos'un devrilmesinin 20. yıldönümünde (2006), 1984-1987 yılları arasında ABD’nin Filipinler Büyükelçisi olan Stephen W. Bosworth, Marcos'un çalkantılı son günlerinde ve “Halkın Gücü” ayaklanmasının zaferinde oynadığı rolü aktarıyor.

Bosworth'un açıklamaları, BBC sunucu/yapımcısı Rosie Goldsmith ile geçen Kasım (2006) ayında yaptığı uzun bir telefon görüşmesinden alınmıştır. Röportajın bazı bölümleri daha sonra, Şubat ayında, BBC Dünya Servisi'nde yayınlanan “Diktatörlükten Demokrasiye” adlı iki bölümlük bir belgesel dizisi ve BBC'nin yerel yayınında yayınlanan “Halkın Devrimi” adlı bir program için kullanıldı. Orijinal röportajın bölümleri BBC'nin her çalışması için yeniden oluşturulmuştur.

Yaygın yolsuzluk, kötü yönetim ve hazineyi milyonlarca dolar dolandırmaktan sorumlu Ferdinand Marcos ve güçlü ve savurganca para harcayan eşi Imelda, 1986’daki hileli seçimler nedeniyle yükselen sokak gösterileri ve "Halkın Gücü" olarak bilinen büyük bir halk ayaklanmasıyla iktidardan süpürülüp atıldı. Marcos'un destekçileri ile seçim zaferi çalınan Başkan adayı Corazon Aquino liderliğindeki muhalefet arasında gergin bir çözümsüzlük ortaya çıktı. Bu durum ancak diktatör Marcos’un ABD'nin ısrarı üzerine ülkesinden kaçıp Hawaii'ye sürgüne gitmesiyle ve Corazon Aquino'nun başkanlığı devralmasıyla sona erdi.

BBC’NİN STEPHEN W. BOSWORTH (SWB) İLE YAPTIĞI RÖPORTAJ

BBC: ABD, 1986'da ortaya çıkan olaylarda ne kadar büyük bir rol oynadı? 

SWB: Rolümüz her iki tarafın da arzu ettiği kadar önemli değildi… Amacımız, muhalefet lideri Benigno Aquino'nun 1983'te öldürülmesiyle başlayan sonraki üç yıl boyunca, onlara kendi içlerinde yeterince demokratik alan yaratmalarını sağlamaktı. Böylece ülke içindeki muhalefet, Marcos'a sandıkta itiraz ederken eşit bir oyun sahasına sahip olabilecekti. Bu, 18 ay devam eden oldukça tutarlı bir süreçti. 

BBC: Marcos’un insan hakları siciline ve ABD’nin bilmesi gereken aşırılıklara ve zorbalığa rağmen, Marcos’u desteklemeye devam ettiniz mi?

SWB: Marcos'u desteklemedik -bu, iyi ya da kötü, Filipinler hükümetiydi ve bu hükümeti devirmenin bizim rolümüz olduğunu düşünmedik. Ancak uzun vadeli çıkarlarımız için o ülkedeki ılımlı demokratik güçleri desteklememiz gerektiğine inanıyorduk ve bu güçlerin önemli sayıda olduğundan emindik. Bu yüzden, göreve başladığım Nisan 1984'ten sonraki 18 ay boyunca demokratik muhalefetin çalışmasına izin vermesi için Marcos'a ciddi uyarılar yaptık. 

BBC: ABD’nin Ferdinand Marcos'a neden ihtiyacı vardı?

SWB: Ferdinand Marcos'a ihtiyacımız olduğunu söyleyemem. İstemediğimiz şey Filipinler'de uzun süreli bir istikrarsızlıktı. Unutmayın, bu dönem Soğuk Savaş'ın zirvesiydi. Güçlü bir küresel rakiple rekabet içinde olduğumuza inanıyorduk. Filipinler'de Sovyetler Birliği'ni çevreleme stratejimiz için hayati önem taşıyan iki askeri üssümüz vardı. Kimse bu üslere ihtiyacımız olmadığını iddia etmiyordu. Marcos bunu çok iyi anladı ve bizim çıkarlarımıza göre oynadı. Ancak Benigno Aquino’nun suikastla öldürülmesinden sonra, Ferdinand Marcos’a destek olmanın Filipinler’deki uzun vadeli çıkarlarımızı tehlikeye attığını fark ettik. Filipinlilerin çoğunluğuna demokratik süreci desteklediğimizi göstermemiz gerekiyordu. 

BBC: Benigno Aquino 1983'te öldürüldü; Halkın Gücü Devrimi 1986'da gerçekleşti. ABD'nin harekete geçmesi neden üç yıl aldı? 

SWB: ABD'nin herhangi bir konuda harekete geçmesi bazen çok uzun zaman alıyor. Yönetim sistemimiz etkilidir; fakat her zaman verimli değildir. Ancak bağlam önemlidir –bu bir bahane değil. Vietnam'ı terk edeli on yıl olmuştu. Filipinler'de ayağımızı basacak sağlam bir yere ihtiyacımız olduğuna dair güçlü bir görüş vardı. Marcos, isterse bunu bize vermeme gücüne sahipti. 

BBC: Dönüm noktası neydi? 

SWB: Dönüm noktası seçimdi. 1985’te Marcos’u bir yıldan fazla bir süredir Aquino cinayetinin soruşturması için tam şeffaflık ve hesap sorulması konusunda taciz ediyorduk. Tacizlerimizden bunaldı ve erken seçim çağrısında bulundu. ABD’den onunla görüşmek için çok sayıda özel elçi gönderilmişti. Ben de onunla haftada bir görüşüyordum, aynı şeyi tekrar tekrar yapıyordum. Sonunda baskı altında -ve sağlık sorunları gerekçesiyle- Amerikan televizyonunda erken seçim yapılacağını duyurdu. Bu duyuruyu Kasım ayında yaptı ve seçim Şubat 1986'da yapıldı. Marcos kazanacağını düşünüyordu. Halkla bağı kopmuştu. Ayrıca, seçimi meşru bir şekilde kazanamazsa, onu çalabileceğine inanıyordu. Anlayamadığı iki şey vardı: Birincisi, insan hakları ihlalleri nedeniyle gücünün ne kadar aşındığı ve kötüleşen ekonomi –Filipin halkının canı yanıyordu. Ayrıca, tüm dünyanın ve medyanın gözü önünde bir seçim yapması gerektiğini keşfetti. Seçimi 'zorlamak' isteyince hata yaptı ve yakalandı. Hile yaptığı bütün gözlemciler için açıktı.

BBC: Bize Marcos rejiminin son üç gününden bahseder misiniz? 

SWB: Filipin Silahlı Kuvvetlerinde büyük bir huzursuzluk olduğunu biliyordum. Daha önceki aylarda çeşitli gruplaşmalar olduğunu öğrenmiştik. O zamanki Savunma Bakanı Juan P. Enrile'ye sadık bir reform hareketi dahil. Ama şunu da biliyorduk Gen. Fabian Ver (Marcos'un kuzeni ve eski koruması) çeşitli hamleler planlıyordu -yani her iki taraf da biliyordu ve biz de biliyorduk. Washington ile biraz istişareden sonra, her iki tarafa da şu mesajı gönderdim: “ABD ne yaptıklarını biliyordu ve diğeri de bir diğerinin ne yaptığını biliyordu ve durmalıydılar! Ne darbeyle gelmiş bir hükümeti destekleriz, ne de darbeyi destekleriz.” Durumu dondurmaya çalıştık. Bu arada, çok açık sözlü bir adam olan diplomat Philip Habib taraflarla görüşmek üzere Washington'dan gönderildi. Ne yapacağımızdan emin değildik. Ama ortaya çıktık ve hükümet içindeki ve muhalefetteki düzinelerce insanla, Corazon Aquino, vb. ile] toplantılar yaptık. P. Habib, Pazar günü öğleden sonra ayrıldı. Elçilik konutuna geri döndüm. Marcos'la son görüşmemiz hakkında Washington'a rapor gönderiyordum. Bu sırada, Savunma Bakanı Enrile'nin benimle görüşmek istediğini söyleyen bir telefon aldım. Enrile, Ver'in kendisini ve reformist subayları tutuklamak için hazırlık yaptığını öğrenmişti ve saklanmıştı. Kendisinin ve Gn. Kurmay Başkan Yardımcısı Gen. Fidel Ramos'un tehlikede olduğuna inanıyordu.

BBC: Enrile ve Ramos gerçekten tehlikede olduklarına inanıyorlar mıydı?

SWB: Evet. Öldürüleceklerini düşünüyorlardı. Marcos'un kendisine meydan okumaya çalışan herkese çok saldırgan bir şekilde tepki verme konusunda uzun bir geçmişi vardı. Daha 20 yaşlarına gelmeden, babasının siyasi bir muhalifini öldürmüştü. Bu muhalif politikacı kendi evinde dişlerini fırçalarken, Marcos onu o anda açık olan pencereden ateş ederek vurmuştu. Marcos'un doğrudan-açıkça saldırma eğilimi çok iyi biliniyordu. Bu yüzden Enrile veya Ramos'u kendi güvenliklerinden endişe ettikleri için suçlamıyorum.

BBC: 1986 olayları bazen (“halkın gücü hareketi” söz konusu olduğunda) ya beceriksiz bir darbe ya da bir CIA komplosu olarak tasvir edildi? 

SWB: Filipinliler bir şeyin nedenini anlayamadıklarında, genellikle bunun bir CIA komplosu olduğunu söylüyorlar. Böylece o şeyin (durumun) gerçekleşmediğini ilan ediyorlar! ABD hükümetine var olmayan bir anlayış ve bilgelik atfediyorlar. Durum hakkında manipüle edecek kadar bilgi sahibi değildik. Birçok hareketli parçanın (tarafın) olduğu bir durumdu. Tek yapabildiğimiz, gözümüzü ana ilkelerden ayırmamaya çalışmaktı. Seçimden üç hafta önce, ABD'nin seçimleri kazanan tarafla çalışacağını açıkça belirtmiştim. Bu noktada Imelda Marcos beni istenmeyen kişi ilan etmeye çalıştı. Ayrıca, kişisel olarak Nancy Reagan ile temasa geçmiş ve beni Büyükelçilikten aldırmaya çalışmıştı. Neyse ki, Dışişleri Bakanı George Schulz ve diğerleri doğru şeyi yaptığımızı anladılar ve bu girişimi püskürttüler.

BBC: Sokaklardaki çok sayıda insan sizi şaşırttı mı?

SWB: Cumartesi gecesi ABD Büyükelçiliği'nde meslektaş ve eşlerinin oluşturduğu büyük bir kalabalık toplandı. EDSA (Epifanio De los Santos Ave)'da çok sayıda insanın toplandığını gördük. Şaşırdığımı söyleyemem ama kayda değerdi. Ağustos 1983'te Benigno Aquino'nun cesedi şehirde ve ülkede dolaştırılırken sokakların Filipinlilerle dolduğu unutulmamalı. Dolayısıyla kalabalıklara alışmıştık.

BBC: 25 Şubat gecesi Marcos ailesi ve yardımcıları Saray'dan ayrıldı. ABD nasıl bir rol oynadı?

SWB: Evet bunu yaptık! O hafta sonu, cumartesiden pazartesiye kadar Marcos’la temas halindeydim. Talimat ve uyarıları kendisine ilettim, Sokaklardaki bu halk hareketini bastırmak için güç kullanmasını istemediğimizi söyledim.

BBC: Amerika'nın baskısı sadece Marcos'un sevgili insanlarını öldürmemesini söylemekten ibaret değildi, öyle değil mi?

SWB: Bir Deniz Piyadeleri birliğinin kuzeye EDSA'ya yani Enrile, Ramos ve onların destekçilerinin sığındıkları yere doğru ilerlediğini biliyorduk. Marcos'a, bu hareketi güç kullanarak bastırmaya yönelik her türlü girişimin ABD ile ilişkilerinde kopmaya neden olacağını doğrudan söyledim. Üzgündü. “Anlamıyorsun” dedi: “Bu bir isyan, zorla bastırmalıyım”. “Bizim için kabul edilemez” dedim. Ardından “artık etkili bir şekilde yönetemeyeceğine ve kenara çekilmesi gerektiğine inandığımızı” belirttiğimiz basın bir açıklaması yaptık. Bu noktada onu birkaç saat yalnız bıraktık. Sonra sarayı terk etmesi gerektiğine karar verdi. Ayrılmasına yardım edeceğimizi söyledik. Çok endişeliydim: Ya bir şeyler ters giderse? Ya Saray basılırsa? Şimdiye kadar barışçıl olan bir süreç için korkunç bir sonuç olurdu. Cumhurbaşkanlığı Muhafızlarının onu terk etmeye başladığına ve saray çevresinde çok az güvenlik olduğuna dair istihbarat raporları da aldık. Başkan ve ailesi tehlikedeydi. Biz de ona yardım edeceğimizi söyledik. Hava yoluyla ayrılmaya karar verdi, Ancak bagaj ve personeli nehirden geçirmesi için bot istedik. Helikopterleri sarayın karşısında nehrin kıyısına indirdik. Marcos'u ve ailesini nehrin karşısına taşıdık ve sonra Clark Hava Kuvvetleri Üssü'ne gittiler.

BBC: ABD’nin Marcos'u ülkeden çıkarmasının amacı neydi? Imelda Marcos, “ABD ailemizi kaçırdı ve neler olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yoktu” dedi.

SWB: Buna vereceğim ve ılımlı cevap saçmalık olur! Neler olduğunu biliyorlardı. Bunu onların isteği üzerine yaptık. Muhtemelen onları saraydan ve ülkeden çıkararak hayatlarını kurtardık. Sarayda iki saat daha kalsalar, kalabalık içeri girdiğinde hepsi öldürülmüş olacaktı. Belirsizlik noktası, onu saraydan dışarı çıkardıktan sonra ne olacağıydı. Bu saate kadar Corazon Aquino'yu yeni başkan olarak tanımıştık. Ona Marcos'la ne yapmamızı istediğini sordum. Onu Clark Hava Kuvvetleri Üssü'nde tutamayacağımızı biliyordum. Marcos, Ilocos'a gitmek istedi. Corazon Aquino'ya sordum. Orada, şimdi Genelkurmay Başkanı olan Fidel Ramos ile oturuyordu. Ramos, ona bunun çok kötü bir fikir olacağını söylüyordu. Marcos ülkede kalırsa, yeni hükümete karşı şiddetli kışkırtıcılık yapmaya devam edecekti. Aquino, 'Hayır, ülkeden gitmeli' dedi. Gece geç saatlerde, Marcos'a sadık güçlerin (çevresindeki üst düzey yöneticiler) Kamp'a doğru geldiğini öğrendik. Washington'un desteğiyle onları organize ettik. Ayrıca, Marcos'a Clark Hava Kuvvetleri Üssü'nde kötü sonuçlanacak bir askeri operasyon düzenlenebileceğinden endişe duyduk. Böylece, Ferdinand ve Imelda Marcos önce Guam'a ve ardından Hawaii'ye götürüldü.

BBC: 20 yıl sonra geriye baktığında ne hissediyorsun?

SWB: Birkaç şey hissediyorum. Birincisi, doğru olanı yaptık. İnsanları elimizden geldiğince dinledik ve sonunda – Şubat 1986 – bizden istediklerini yaptık. Marcos'u kendi halkının iradesine karşı desteklemeyi seçmedik. Sonuç olarak, Filipinler çok daha iyi durumda.

BBC: Filipinler bugün ne durumda? Hayal kırıklığına uğradın mı?

SWB: Birçok Filipinli hayal kırıklığına uğradı. Ülkeyle derin bir duygusal bağım var - orada çok sayıda arkadaşım var. Filipinler'deki sorun demokrasinin çalışmaması değil. Seçimler yapılıyor. Ama seçimlerin ötesinde/dışında denetim adı verilen bir hükümet alanı var. 700'ünde yerleşim olan 7.000 adadan oluşan, 70 farklı lehçe konuşulan, güçlü bir ulusal birlik duygusuna sahip olmayan, bağlılıkların ve mensubiyetlerin yatay değil dikey olduğu bir kültüre sahip bir ülkeyi nasıl yönetirsiniz? Ülkeyi bir arada tutan çok az yatay organizasyon var. Yakın zamana kadar, Ekonomik orta sınıfın 20 yıl öncesine göre çok daha büyümüş olması beni cesaretlendirdi. Manila'ya bakıyorum ve o orta sınıfın kanıtlarını görüyorum - alışveriş merkezleri vb. görüyorum. Ne yazık ki, aşırı yoksulluğun kanıtlarını da görüyorum -zenginlik ve gelir dağılımı arasındaki büyük eşitsizlik. Filipinler çok ayrışmış bir yer olmaya devam ediyor.

Notlar:

1. Marcos, seçimlere hile karıştırdığı için uluslararası çapta yaygın bir şekilde kınanması üzerine, Marcos'un güçlü bir destekçisi olan Başkan Ronald Reagan, soruşturma için diplomat Philip Habib'i Filipinler'e gönderdi. Habib'in tavsiyesi Filipinler başkanını terk etmekti. Ancak durum kötüleşmeye devam ederken, ABD yönetim başlangıçta ondan istifasını istemeye isteksizdi.

2. Marcos'un geniş çaplı seçim sahtekarlığı iddialarına rağmen zaferini ilan ettiği 1986 başkanlık seçimlerinden sonra, Ramos ve savunma bakanı Juan Ponce Enrile, Marcos'un rakibi Corazon Aquino'yu destekledi. Onların Marcos'u terk etmesi sivil "halkın gücü" hareketini ateşledi. Aquino'nun başkanlığı sırasında Ramos, askeri genelkurmay başkanı (1986–88) ve ulusal savunma sekreteri (1988–91) olarak görev yaptı ve birkaç askeri darbe girişimini bastırdı.

3. “Halkın Gücü” devrimi Filipinler'de çoğunlukla şiddet içermeyen bir kitle gösterisiydi. Başkent Manila’da milyonlarca Filipinlinin katılımıyla dört gün süren barışçıl protestolar, Marcos'un otoriter rejiminin devrilmesi ve Corazon Aquino'nun Başkan olarak tanınmasıyla sonuçlandı. EDSA, Metro Manila'da gösterilerin ana alanı olan “Epifanio de los Santos Bulvarı” anlamına gelir.

4. Clark Hava Üssü, Manila'nın yaklaşık 40 mil kuzeybatısında, Filipinler'deki Luzon Adası'nda eski bir ABD Hava Kuvvetleri üssüdür.

5. Ilocos Norte, Ferdinand Marcos'un memleketi olarak bilinir (Filipinlerler bu bölgeyi Marcosland diye de anar).

6. 22 Şubat'ta Savunma Bakanı Juan Ponce Enrile, Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Fidel Ramos ve onlara sadık birkaç yüz asker aniden ve beklenmedik bir şekilde Marcos'la yollarını ayrıldı ve Metro Manila'daki Camps Crame ve Aguinaldo'da hükümete karşı barikat kurdular.

Hiç yorum yok: