Prof. Kishore Mahbubani'nin : 29 Temmuz 2020 tarihinde https://nationalinterest.org sitesinde yayınlanan "The Great Paradox of Donald Trump’s Plan to Combat China" başlıklı yazısının çevirisidir.
Trump yönetimi Çin sorununa karşı nasıl tepki vermesi gerektiği konusunda büyük bir paradoksla karşı karşıya. Yani bu sorunu çok büyüttü ve hafife aldı. Fazla büyüttüğü apaçık ortada; fakat daha tehlikeli olan hafife alma pek açık değil.
Dışişleri bakanı Mike Pompeo, 23 Temmuz’da yaptığı bir konuşmada Çin’in gücünü açıkça abarttı. “Çin’in yaptığı ticari ihlaller konusunda şok edici istatistikler gördük. Bu ihlaller Amerikalıların işlerini kaybetmesine neden oldu ve birçok eyalette ekonomiyi ciddi ölçüde vurdu. Çin ordusunun günden güne daha güçlü ve daha tehditkâr olduğunu da görüyoruz” dedi. Çin'in ABD'ye bir askeri saldırı düzenlemek üzere olduğuna inanan biri bu inancı için mazur görülebilir. Fakat askeri alanda ABD’nin Çin’den daha güçlü olduğuna kuşku yok. Pompeo konuşmasında “Çin'i, nükleer gücünü çağımızın stratejik gerçekliğine uyacak şekilde ayarlamaya çağırıyoruz” dedi. Çin bu çağrıya kulak verirse, nükleer silah cephaneliğine 5.500'den fazla nükleer silah ilave etmek zorunda kalacak. Çünkü ABD 6.000 kadar nükleer silaha sahipken Çin, yalnızca 300'den biraz fazlasına sahip.
Pompeo ayrıca, “ÇKP, basın toplantılarımıza, araştırma merkezlerimize, liselerimize, üniversitelerimize sinsice sızan ve hatta okul-aile birliklerimize katılan propagandacılarını göndermek için ABD’nin ‘özgür ve açık bir toplum’ olmasından yararlanıyor” iddiasında bulundu. Kısaca, Çin etkisi, Amerikan toplumunun tüm katmanlarına nüfuz etti ve Amerikan toplumunun altını oyabilir Pompeo’un ÇKP’yi tanımlamak için kullandığı en çarpıcı ifade “Frankeştayn”dır. Bu sözcük bir canavarın ABD’yi tehdit ettiği anlamına gelir. Amerikalıların bu retoriği işittikten sonra korkuya kapılmaları normal kabul edilebilir.
Son günlerde Trump yönetiminin Çin hakkındaki sert söylemlerini bir tarafa bıraktığımızda gördüğümüz şey Çin ile yaşadıkları zorluğu kesinlikle hafife aldıklarıdır. Çünkü o zorluğun doğasını doğru anlayamıyorlar. Pompeo, “ÇKP’nin komünist ideolojisinin ABD’yi tehdit ettiğinden” bahsetti. Şunları söyledi: “Xi Jinping, iflas etmiş bir totaliter ideolojiye gerçek bir inanan. On yıllardır taşıdığı “Çin komünizminin küresel hegemonyası” arzusunu şekillendiren işte bu ideolojidir.” Şayet küresel hegemonya gerçekten Çin’in hedefiyse, Amerikalılar arkalarına yaslanıp rahatlayabilirler. Çünkü bütün dünya böyle bir girişime direneceği için herhangi bir hegemonya girişimi başarısız olacaktır.
Gerçekte, ÇKP, ABD için sanılandan daha zorlu bir rakip. Çünkü birincil amacı küresel hegemonya değil. Komünizmi küresel olarak yeniden canlandırmak gibi bir amacı da yok. Gerçekte, işlevsel olarak ÇKP, Çin Komünist Partisi anlamına değil Çin Uygarlık Partisi anlamına geliyor. Amaç, dünyanın en eski ve zamana en dayanıklı uygarlığını tekrar canlandırmak ve onu dünyanın en saygın ve başarılı uygarlıklarından biri yapmaktır. Bu hedef Çin halkını enerjik kılmakta ve Çin toplumuna alışılmadık bir heyecan ve canlılık katmaktadır. Bu uygarlığın canlandırılması sürecinde ÇKP çok iyi iş çıkardı. ÇKP hakkında az bilinen bir gerçek, Çin Halk Cumhuriyeti'nin 71 yıl önceki (1949) kuruluşundan bu yana en güçlü zamanını yaşadığıdır.
Geçen ay “The Harvard Kennedy School Ash Centre”, ÇKP’nin Çin’de geniş halk kesimlerince neden desteklendiğini açıklayan “Çin Komünist Partisinin Zorlukları Yenme Gücünü (Resilience) Anlamak“ başlıklı bir araştırma yayınladı. Rapor “politika teorisinin uzun zamandır otokratik sistemin doğası gereği baskıcı olması-zora bağımlılığı, karar alma mekanizmalarının aşırı merkezileşmesi ve kişisel gücün kurumsal iktidar üzerinde ayrıcalıklı olması nedeniyle istikrarsız olduğuna inanıyor. Zamanla, bu etkisizlik-yetersizlikler yönetimin meşruiyetini zayıflatma, genel bir huzursuzluk ve memnuniyetsizliğe neden olma eğilimindedir." Çin’de olması gereken/beklenen de buydu. Bunun aksine, raporda belirtildiği gibi, “Parti her zamanki kadar güçlü görünüyor. Rejimin politikalarına verilen geniş halk desteği partiye daha büyük bir güç sağladı. Bu nedenle rapor, "ÇKP'nin halkın gözünde meşruiyetini kaybettiği fikrini destekleyen çok az kanıt var" sonucuna varıyor.
ÇKP ile Çin halkı arasındaki farktan bahsederken Pompeo da “Çin sorunu” olarak adlandırılan güçlüğü hafife aldı ve yanlış anladı. Pompeo şunları söyledi: “Çin halkıyla temasa geçmeli ve desteklemeliyiz. Dinamik ve özgürlüğüne düşkün Çin halkı Çin Komünist Partisinden tamamıyla farklıdır.” İşte size bazı önemli istatistikler: Her yıl 20 milyondan fazla Çinli, ÇKP’ye katılmak için başvuruyor. Ancak sadece yaklaşık %12'si katılabiliyor. Üyelik süreci Partiye katılmayı en iyi Amerikan üniversitelerinden birine kabul edilmek kadar zorlaştırıyor. Kısacası, ÇKP, Amerikan baskısı altında çökmek üzere olan bir parti değil: Parti, Çin uygarlığının yeni bir yükselişini gördükleri şu dönemde yaşadıkları için mutlu olan 1,4 milyar Çinli arasında meşruiyet okyanusunda yüzüyor. "2020 Edelman Güven Barometresi", Çin halkının %90'ının Çin yönetimini desteklediğini gösteriyor.
Bütün bunlar, ABD'nin Çin stratejisinde büyük bir zayıflık olduğunu gösteriyor. Önemsiz Avustralya hükümeti hariç, hiçbir ülke Çin ile karşı karşıya gelmek için acele eden Amerika’nın bando arabasına atlamayacaktır. ABD'nin İngiltere gibi yakın müttefikleri de buna dâhildir. Etkili bir İngiliz yönetici, bu yıl Ocak ayında düzenlenen Davos Forumu'nda, İngiliz istihbarat kurumlarının Huawei yazılımını kapsamlı bir şekilde analiz edip üzerinde çalıştıktan sonra, Birleşik Krallık'ın Huawei'nin 5G teknolojisini kullanmaya devam edeceğini belirtti. Kendinden emin bir şekilde “ABD'nin Birleşik Krallık'ın kolunu bükemeyeceğini çünkü İngiltere'nin ABD’ye ihtiyacı olduğu kadar ABD'nin de İngiltere’ye ihtiyacı olduğu” söyledi. Ancak geçen ay Birleşik Krallık teslim oldu. Hayal edebileceğimiz tek şey kol bükmenin gerçekleştiğidir. Birleşik Krallık ve ABD'nin tam bir silah arkadaşı olduğu Soğuk Savaş dönemi ile ne büyük bir tezat…
Trump yönetimi bir noktada haklı. Avrupa'daki “kurt savaşçı” diplomatlardan Himalayalar'da Hintli askerlerin öldürülmesine kadar, Çin’in sergilediği bu yeni atılganlık konusunda tüm dünyada artan bir endişe var. Dünya çapında geniş bir ittifak-dost ağı oluşturarak Çin'in iddiasını-atılganlığını dengelemeye çalışan akıllı ve iyi düşünülmüş bir Amerikan stratejisi işe yarayabilir. Bunun yerine, Amerikalı dış politika uzmanı Richard Haas'ın dediği gibi, “bu yönetim altında, Avrupa Birliği'ne ekonomik bir düşman olarak davranıyoruz, Güney Kore ve Japonya'yı eziyoruz... Bize güvenmeyen müttefiklerin güçlü komşulara karşı çıkmasını beklemek gerçekçi değildir.”
Trump yönetimi veya
ABD, Çin ile yaşadıkları zorluklarla başa çıkma konusunda gerçekten ciddiyse, her
şeyi en baştan başlatmalı ve uzun vadeli ve iyi düşünülmüş bir strateji
oluşturmalıdır. ABD, ÇKP’nin gerçek doğasını anlamaya çalışırken geçmişteki
strateji uzmanlarının görüşlerini dikkatle dinlemelidir. George Kennan'ın
dediği gibi, “İlk adımımız, uğraştığımız hareketin doğasını, ne olduğunu
anlamak ve tanımak olmalıdır. Duygusal olarak kışkırtılmamak ya da yerimizi
kaybetmemek için onu cesaret, tarafsızlık, nesnellik ve kararlılıkla incelemeliyiz."
Kennan ayrıca Amerika Birleşik Devletleri'nin "alçakgönüllülük ve
tevazu" gibi erdemleri benimsemesi gerektiğini de söyledi. ABD, Çin'in
ortaya koyduğu muazzam meydan okumaya ilişkin derin ve gerçekçi bir anlayış
geliştirecekse, bu erdemler kesinlikle kritik önemdedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder