09.08.2020 tarihl BirGün gazetesinde yayınlanmıştır
Trump yönetimi artık
doğrudan Çin Komünist Partisi'ni (ÇKP) hedef almaya başladı. Geçenlerde Global
Times gazetesinde yayınlanan bir köşe yazısı “ABD'li yöneticilerin ÇKP
liderliğini hedef almalarının nedeni, ABD hegemonyasına karşı ortaya çıkan
direnişin temel nedeni olan Çin'in hızlı gelişmesinin yaratıcıları olmalarıdır”
diyordu. Yazıda söylenenler -metnin propaganda dili bir tarafa- gerçeğe işaret
ediyor. Bence o yazıda eksik olan tespit şu: Trump’ın ÇKP’yi doğrudan hedef
almasının nedeni, Parti yönetimine-liderliğine bir türlü boyun eğdirememesi ve kendi
döküntülüğüne uygun “iş bitirici” ahbap-çavuş ilişkileri kuramaması.
Önceki yazımda,
geçmişte ABD’nin Çin’i yarı-sömürgeleştirme veya en azından kontrol etme amacı
taşıdığından bahsetmiştim. ABD, Çin politikasının bir fiyasko olduğunu ne zaman
fark etti? İşlerin umdukları gibi gitmediğinin, Çin’in kendi yolunda ilerlediğinin
farkında olsalar bile, ABD için alarm zilini çaldıran iki etmenden söz edilebilir:
(1) Teknolojik üstünlüğü Çin’e kaptırmak üzere olduklarını görmeleri ve (2) Xi
Jinping’in Devlet Başkanı seçilmesi.
Teknolojik üstünlük
ABD için en önemli hegemonya aracı sayılır. Bu üstünlüğü kaybetmek ekonomik
üstünlüğü ve giderek hegemonyayı da kaybetmek demek. Teknolojik üstünlük derken
teknoloji üretiminden bahsediyorum. Konuya üretim yerine gündelik yaşamda
teknoloji kullanımı açısından bakıldığında Çin, sadece ABD’ye değil dünyanın
geri kalanına da zaten birkaç tur bindirmiş durumda -hem de kendi ürettiği teknolojiyle.
Gazeteler Çin’deki bu “teknoloji salgını” haberleriyle dolu. ABD’nin korkusu
yersiz değil. Çin’in bugün değilse bile yakın gelecekte teknolojik üstünlüğü
ele geçireceğini söylemek falcılık sayılmaz. Teknoloji hırsızlığı suçlaması ise
büyük ölçüde safsata. Teknoloji hırsızlığını becerebilen herkes yapıyor. ABD ne
kadar yaptıysa, Çin de o kadar yapmıştır -belki biraz daha fazlasını
(kapitalistlerin birbirinden çalması benim için çok eğlenceli). ABD, “Çin
teknolojisi, özellikle son kırk yılda üniversitelere ve araştırma kurumlarına
ayrılan devasa bütçelerin, akıtılan milyarlarca doların ve nitelikli bilim
insanlarının yani bilime yapılan büyük yatırımın eseridir” diyemediği için
“çalıntı teknoloji” olarak değersizleştirmeye çalışıyor.
Xi Jinping’in ÇKP
Sekreteri ve Devlet Başkanı olarak seçilmesini sadece ABD’nin “ÇKP içine elini
uzatma-dizayn etme, ÇKP’yi bir şekilde ABD hempası kılma niyeti-projesi”nin
kesin iflası açısından ele alacağım. Şimdi bahsedeceğim olay doğası gereği ne
doğrulanabilir/doğrulatılabilir ne de yanlışlanabilir/yanlışlatılabilir bir
konu. Yine de yazmam gerektiğine karar verdim; ama dikkatli bir dille, isim
vermeden ve ayrıntıya girmeden (yoksa RTÜK bizi kapatabilir. Ne de olsa 1.4
milyar Çinli bizi izliyor). Devlet Başkanı olarak Xi’nin seçilmesi birçok insan
için sürpriz, ABD için ise adeta şok oldu. Çünkü ABD-İngiltere emperyalizmi
başka birine yatırım yapmıştı. O kişi, Mao ile birlikte savaşmış ve daha sonra
önemli görevler üstlenmiş bir Halk Ordusu subayının oğluydu. Yani ÇKP’nin
prenslerindendi. Çinlilere göre epeyce uzun boylu, atletik yapılı, yakışıklı,
iyi bir konuşmacı, görev yaptığı bölgelerde halkın sevgisini kazanmış
karizmatik biriydi. Bir film-pop yıldızını andırıyordu (ABD-İngiltere’de olsa
bu özellikler ona seçim kazandırırdı, kesin). Adeta bir pop konserini andıran
miting ve toplantıları aslında bir PR çalışmasıydı. Yaklaşan ÇKP Sekreterliği
ve Devlet Başkanlığı seçimine hazırlık çalışması… Fakat batıdaki seçim
mitinglerini çağrıştıran yollarla edinilen popülarite burada pek muteber bir
şey değildir. Dolayısıyla, umulanın aksine, ÇKP Merkez Komitesi üstünde olumsuz
bir etki yaptığını düşünüyorum. Hong Kong doğumlu bir İngiliz iş insanıyla
(ABD-İngiliz istihbaratı için çalışan biri diye anlayın) olan fazla yakın, sıkı-fıkı
ilişkisi her ikisi için de iyi olmadı. O iş insanı Devlet Başkanlığı seçiminden
bir-iki ay önce Çin’de kaldığı otelde ölü bulundu. Seçimden birkaç ay sonra da
bahsettiğim “olası Başkan adayı” o kişiyi öldürtmek suçlamasıyla tutuklandı.
Üstelik ilk başta ölüm nedeni kalp krizi olarak bildirilmişti, tıbbi kayıtlara
öyle geçmişti… Bunlar olup biterken ABD’de dönem “Demokrat” Obama dönemiydi
ABD’nin bugünkü Çin
politikasının temelleri Obama döneminde atıldı. Çin’i kuşatma politikası Obama’nın
eseridir. Trump’ın bu konudaki en önemli icraatı Amerikan devlet aklının
oluşturduğu o politikayı berbat etmekten ibaret. Trump, “göz alıcı karizmasını,
çok az insana nasip olan o emsalsiz aklını-dehasını ve müthiş pazarlık
becerisini” kullanarak Obama’dan çok daha iyisinin başarabileceğine, beceriksiz
Amerikan yöneticilerine “sorun nasıl çözülür dersi” vereceğine inanıyordu. Ne
de olsa o Trump reisti… Çin, Vietnam ve Kuzey Kore ile yaptığı onca kişisel
görüşmeden umduğu sonucu elde edemeyince başa döndü. Amerikan diplomasisinin
zaten bildiği ve kendisine de anlattığı Çin gerçeğini sonunda Trump da duvara
çarparak öğrenmiş oldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder