19 Temmuz 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır
Buralara ilk geldiğim yıllarda
Çin’de “korku ve itaat” toplumunun izlerini arardım. Çin’e batının yaydığı dezenformasyonu
kullanarak bakan o zamanki aklımla buluyordum da. Ne de olsa insan aklı her
şeyi bildiği kavramlar ile anlamlandırmaya ve açıklamaya çalışıyor. Köylülerle asker
arasında yaşanan bir küçük çaplı meydan muharebesine tanık olana kadar bu
yanılgım devam etti.
Sonraları, Çin’in iki bin
beş yüz yıl içinde Konfüçyüs öğretisine göre biçimlenmiş bir toplum olduğu ve bu
işleyişini büyük ölçüde bugün de sürdürdüğü gerçeğiyle karşılaştım. Bu öğreti
sosyal yapıda bir hiyerarşi öngörür ve hiyerarşi derin bir şükran duygusu/saygı
üzerine kuruludur. Batı, bu kavramı incitici olması için özellikle “itaat” diye
tercüme ediyor. Bu öğreti yöneticilik ve işbölümü üzerine günümüzde de büyük
ölçüde kabul gören epeyce ayrıntılı şeyler söylüyor. Halkın gözünde yöneticiler
Çin ve Çinliler için iyi şeyler yapmaya çalışan önemli insanlardır. Halk
yöneticilerin işlerine karışmayı onlara saygısızlık olarak görür. Yöneticiler
hakkında bu nedenle konuşmazlar, korktukları için değil. Lafın kısası, Çin’i
korkunun yönettiğini söylemek, baktığını görmemek olur. Yani demem o ki; Çin, bir
AKP/RTE devleti değil.
Aklımdan “O zaman Tiananmen
meydanı katliamı neydi?” sorusu geçiyor. O katliamı Deng Xiaoping zorbası kendi
başkanlık yetkileriyle yaptı. Yirmi beş yıl kadar önce ÇKP o yetkilerini budadı
ve yedi kişiden oluşan bir başkanlık konseyi kurdu. O pragmatik ÇKP aklının bu utançtan
kurtulmak için birkaç yıl içinde bir adım atacağını sanıyorum. Bu kara lekeyle
yaşayamayacaklarını onlar da biliyor.
Irkçılık ve milliyetçilik
Irkçılık ve milliyetçiliğin Çin
kültürüne yabancı olduğunu düşünüyorum. Gerek Çin devlet aklı (ÇKP), gerekse
Çinlilerin “ırkçı veya milliyetçi” olduğunu söylemek bence bu kavramların
anlamanı zorlamak olur. Bunlar batılı beyaz adamın hastalığı (bu hastalığı HK
Çinlilerine bulaştırmış). Burada “Çinlilerin başka uluslara veya ırklara göre
daha üstün veya ayrıcaklı” olduğunu öne süren bir milliyetçilik anlayışı
görmedim. Bir ulusun/ırkın diğer uluslara/ırklara göre daha “üstün veya
ayrıcaklı” olduğu iddiasından ilham almayan bir düşünce ne kadar milliyetçilik
olarak değerlendirilebilir, emin değilim.
Çinlilerin beyaz adamdan
uzak durmak istemeleri ve kuşkucu yaklaşmalarının görebildiğim kadarıyla üç
nedeni var: (1) Çin kültürü için çok ayıp olan ama beyaz adamda bolca bulunan
“kibir”. “Arrogant (küstah)” batılıların onlara tepeden bakmasına, eleştirmesine
ve akıl hocalığı yapmasına bozuluyorlar. Batı üniversitelerinde okumuş bir
Çinli arkadaşım “Tanrı beyaz adamı sanki doğruluk abidesi, her şeyin en
doğrusunu bilen ama haddini/kendini bilmeyen ayrıcaklılar olarak yaratmış” diye
tarif etmişti. (2) Büyük kültürel farklılıklar nedeniyle yaşanan iletişim
güçlükleri ve yanlış anlamalar. (3) Yüzyıllardır batıdan gördükleri Çin
düşmanlığı (afyon savaşları, Hong Kong’un İngiltere’ye verilmesi, ırkçılık vs).
İnsanlığa barut, pusula ve
kâğıdı hediye etmiş; Çin Seddini inşa etmiş; daha M.S. bin yılının başlarında
devasa ticaret gemileri yapmış ve Karayiplere kadar gitmiş; altı bin yıl
öncesine tarihlenen bir yazılı kültür geliştirmiş bir tarihe sahip olmaktan
gurur duyarlar. Geçmişte uygarlığa böylesine önemli katkılar yapmış bir ulusun
tekrar eskisi kadar görkemli ve güçlü olabileceğine ve bu yolda hızla
ilerlediklerine inanırlar. Bunun başka ulusların zararı pahasına olmaması
gerektiğini de söylerler ama ne kadar inandırıcı bulurlar bilmem. Çin’in
emperyalist niyetler taşıdığına ilişkin değerlendirmelerin ise batının yalanı
olduğunu söylüyorlar.
Çin yöneticileri/ÇKP kadroları
ciddi bir Marksist eğitimden geçmiş ve haliyle kendilerini komünist olarak
gören insanlardan oluşuyor. ÇKP halen (retorik düzeyinde bile olsa) bir ölçüde komünist
müktesebata sahip. “Ne olur onların komünistliğinden” gibi bir kolaycılık
ezberimizdeki basit açıklamalarla düşünmemize yol açıyor. Anlamak için ezbere
değil olgulara bakmak lazım, malum…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder