16 Ağustos 2015 tarihli BirGün Gazetesinde yayınlanmıştır
Feodal
toplumlarda üst sınıflar arasında başlayan bir saçma modanın hızla alt
sınıflara da yayıldığı bir sürü örnek bulunabilir. Çin’de bunun öyle bir örneği
var ki, akla ziyan: Minik bir ayağa (üç inç altın lotus) sahip olmaları için kadınların ayaklarını yıllarca
bağlamak, deforme etmek. Kısaca, “ayak bağlama geleneği”. Bugünlerde, bir tarihçinin Çin’de bu
geleneğin geçmişini anlattığı kitabı okuyorum.
Minik bir
ayağa sahip olmak için büyük acılara katlanan bu kadınlar artık bu geleneğin son
örnekleri ve seksenli yaşların sonlarını sürüyorlar. Önce kitaptan iki kadının
insana “Kör talihin böylesi!” dedirtecek cinsten öyküsünü kısaca aktarayım:
Yoksul bir
aileden gelen bir kadın hikâyesini, “O zamanlar, bağlanmış ayak bir statü göstergesiydi
ve üst sınıflara ait olmanın simgesi sayılıyordu. Bir kadının zengin biriyle
evlenebilmesinin tek yoluydu. O zamanlar evlilikler genellikle görücü usulüyle
olurdu ve kadınlar kocalarını ancak evlendikten sonra görürlerdi. Bir zengin
kadın oğluna bağlanmış ayaklı bir kadın bulması için bir çöpçatan görevlendirmişti.
Kocamla onun aracılığıyla evlendim. Evlilik sonrası, kocamı daha ilk gördüğümde,
onun bir afyon bağımlısı olduğunu
anladım” diye özetliyor. Zengin bir erkekle evlenebilmek
uğruna çekilen onca acı ve sonunda afyon bağımlısı bir koca…
Bir diğer
kadın, “Ailem zengindi. O zamanlar üst sınıftan ailelerde kadınların ayaklarını
bağlamak bir kuraldı. Çok zengin biriyle evlendim. Sonra komünistler iktidar
oldu ve bütün mal varlığımız kamulaştırıldı. Ben de birdenbire o ayakları
bağlanmamış, kocaman ayaklı, alt sınıflardan kadınlarla aynı sınıfa dâhil
oldum. Pirinç tarlalarında ağır işlerde çalışmak zorunda kaldım. Sakatlanmış
ayaklarla tarlada çalışmak çok zordu. Çalışmak ilk zamanlar çok zoruma gitmişti
ama artık bunun aptalca bir gurur olduğunu biliyorum... Seksen yılda her şeyin,
dünyanın nasıl bu kadar değiştiğine şaşırıyorum” diyor.
Ayakları ilk bağlandığında henüz
çocukmuşlar. Bir kadın bu durumu “Genç kemikler çok yumuşak olduğu için kolayca
kırılıyordu” diye açıklıyor. Bazı baharatlar ve hayvan kanı karışımıyla
çocukların kemikleri yumuşatılmış ve önce parmaklar kırılarak bandajla zorla
ayak tabanının altına bağlamış. Zamanla diğer bazı kemikler de kırılmış ve ayak
tekrar sarılmış, minik bir ayak uğruna sakatlanmış.
Bu gelenek, 17. yy’dan
itibaren birkaç kez yasaklanmış ama etkili olmamış; gizlice devam etmiş.
Kitapta hikâyeleri anlatılan kadınların çocukluğunda da yasakmış. ÇKP 1950’de (iktidarı
almasından bir yıl sonra) ayak bağlamayı yasaklamış. Pratikte etkili olan tek yasak
da bu olmuş ve “ayak bağlama geleneği” bitmiş. Tüm mülkiyet kamulaştırılınca, haliyle
ortada geçilecek üst sınıflar da kalmamış. Böylece, sınıf atlamak için bir
pasaport olma işlevi kalmayınca, gelenek de kendiliğinden anlamsızlaşmış.
En
inandırıcı rivayet bu geleneğin başlangıcının Song hanedanlığı (MS 960-1279) olduğuna
işaret ediyor. Bir İmparatorun gözde metresi (“metres” günümüzde hoş bir ifade değil
ama o günlerin kayıtları böyle yazıyor. Üstelik “metres” Çin saraylarında bir hizmet
derecesidir) olan dansçı kadın lotus çiçeği şeklinde bir sahne düzenlemesi yapmış.
Lotus üzerinde sarıp-bağlayıp küçülttüğü ayaklarıyla dans etmiş. Dans o kadar
beğenilmiş ki, bu geleneği yaratmış. İmparatorun dikkatini çekmek için diğer
metresler de o dansçı metres gibi ayaklarını bağlamaya başlamışlar. Sonraları, bu
gelenek hanedanlık çevresinden varlıklı çevrelere ve giderek tüm ülkeye yayılmış.
Bazı
akademisyenler bu geleneğin, kadının hareketini kısıtlayarak ve iffet dayatarak
kadına boyun eğdirmenin incelikli bir yolu olduğunu söylüyor. Ne de olsa
hareket yeteneği fiziksel olarak bozulmuş kadınlar evden uzağa gidemez. Benim aklıma yatan yorum bu.
Ayak bağlama deyip
geçmeyin. Zamanında bazıları için özel ilgi alanıymış. Qing Hanedanlığının “En erojen bölgeler” adlı bir resimli pornografik
kitabı var. Kitabın amacı, "üç inç altın lotus”
ayaklı kadınla “oynaşmanın” kırk sekiz yolunu göstermek.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder