Bu krizin kaynağı, büyük ölçüde insanla ilişkili faktörler, insan doğasının yabancılaşması ve Batı kültüründeki insan merkezciliğin savunulmasıyla bağlantılı olabilir. İnsan merkezcilik, insan ve doğanın ayrı (yani insanın doğanın üstünde) olduğuna ve insan yaşamının içsel bir değere sahip olduğuna inanırken, diğer varlıkların (hayvanlar, bitkiler, maden kaynakları vb.) insanın ihtiyacına göre bir şekilde sömürülebilecek kaynaklar olduğuna inanır. Etik alanıyla ilgilenen çok sayıda felsefeci, insan merkezciliğin köklerini Yahudi-Hıristiyan kutsal kitaplarında anlatılan yaratılış hikâyesinde bulur. (Oysa aynı martaval Kuran’da da anlatılır. Yazarların bundan bahsetmemesi muhtemelen Kuran’ı bilmemelerinden kaynaklanmaktadır, Kamuran Kızlak.) Bu yaratılış hikâyelerine göre, Tanrı, insanları kendi suretinde yaratmış ve yeryüzünü "fethetmek" ve diğer tüm canlıları "yönetmek" için gönderilmiştir.
Bu pasaj, hem insanın doğa üzerindeki üstünlüğünün bir tezahürü hem de doğal dünyanın asıl değerinin insanlara fayda sağlamak olduğuna dair araçsal bir doğa görüşüne cevaz verme olarak yorumlanmıştır. Bu fikir sadece Yahudi ve Hıristiyan teolojisi ile sınırlı değildir. Aristoteles'in Politika ve Immanuel Kant'ın Ahlak Felsefesinde de bulunabilir. Yeryüzündeki tek akıl sahibi varlık olması ve bu nedenle başkalarına kendi iradesini dayatma yeteneğine sahip olması, insanı başlı başına doğanın Lord unvanlı hak sahibi (yani mülk sahibi, K. Kızlak) yapar. Doğa bir amaçlar sistemi olarak kabul edilirse, bu Lord’un (mülk sahibi,görevi doğanın nihai amacına ulaşmaktır.
İnsan merkezcilik insanın evrendeki en önemli varlık olduğuna inanır. Dünyayı insan değerleri ve deneyimi açısından açıklar veya görür. Batı’daki insan merkezli modernleşme, insan uygarlığında tahribata neden olmuştur. 21. yüzyıla girerken, özellikle yeni koronavirüsün yol açtığı yıkım göz önüne alındığında, modernleşme sürecinde ortaya çıkan sorunlar üzerinde düşünmek gerekiyor
Hem 2003 yılında Çin'i etkisi altına alan SARS virüsü hem de bugünlerde tüm dünyayı etkileyen yeni koronavirüs “insanların doğayı yağmalamaları nedeniyle ödedikleri bedel” olarak görülebilir. Hayvanlarda doğal olarak bulunan virüsler, insan faaliyetlerine bağlı olarak ara konaklar aracılığıyla insanlara geçer. Vebanın getirdiği insanlık trajedisi Batı uygarlığı için defalarca yapılmış bir uyarıdır. Bu uyarı, Batı uygarlığına insan merkezciliği terk etmesi, doğaya saygı duyması, doğayla denge içinde yaşaması ve insan kavramlarını yenilemesini söylemektedir.
COVID-19'un yarattığı büyük risklerden nasıl kaçınabilir ve günümüz dünyasının hastalıklarına doğru tedavileri nasıl bulabiliriz? Batı uygarlığı bir darboğaza yaklaşırken, belki de cevap Konfüçyüsçülük, Budizm ve Taoizm'i birleştiren geleneksel Çin felsefesinde bulunabilir.
Bir Çin atasözü, “deniz hiçbir nehri reddetmez” der. Çin kültürünün ruhu -hoşgörülü olmak- Batı'nın sözde “birleşme/birleştirme teorisi”nde bulunmaz. İnsanlığın Avrupa ve Amerikan uygarlıklarına büyük sorumluluklar yüklemeye devam etmesi için hiçbir neden yoktur. Modern zamanlarda insan ırkının gelişmesiyle birlikte çeşitli sorunlar ortaya çıktı ve artık insanlığın yeni bir yönetim biçimine ihtiyacı var. Batı merkezli dünya düzeni zayıflama belirtileri göstermeye başladı. Çin'in temsil ettiği Batılı olmayan dünya çok yönlü bir şekilde yükseliyor ve insanlık tarihi “Batı merkezli çağ” sonrası döneme girmeye hazırlanıyor. Çinli ataların bilgeliği, insani yaşam topluluğunu insan topluluğuna ve dünya kavramını (doğru uyum yoluna geri dönmesine rehberlik edecek) dünyadaki her şeyi içerecek şekilde genişletmeleridir. Çin'in 5000 yıllık uygarlığı, kapsamlı ve derin geleneksel Çin kültürünü beslemiştir. Kültürün özü, üzerinde durduğumuz temel olmaya devam ediyor. İnsan ve doğa arasındaki uyum geleneksel Çin felsefesindeki en temel kavramdır.
Batı uygarlığı denizde doğdu ve keşif, rekabet ve yayılma yoluyla ilerledi. Batı, sürekli mücadele ederek dünyayı birleşik bir ekonomik pazar haline getirmeyi başardı. Ancak dünya için uyumlu, düzenli ve sürdürülebilir bir kalkınma sistemi kurmayı başaramadı. Çin kültürü son derece kapsayıcıdır ve kültürel geleneğimiz evrendeki yaratılışın kaynağına geri dönme gücü içerir. Küresel çatışmaların giderek keskinleştiği ve şiddetlendiği günümüzde, Çin uygarlığı, dünya uygarlıkları arasındaki diyaloga katılma ve insan düşüncesinin daha üst düzeyde gelişmesine katkıda bulunma sorumluluğu, hakkı ve fırsatına sahiptir.
Eski Çin bilgesinin ideolojisine göre, dünyadaki her şey özdeştir. Bu, insanlığın ortak kaderinin oluşturduğu topluluk demektir. Görünüşte, insanlık için ortak bir geleceği olan bir topluluk önerisi, insan grupları arasındaki gerilimleri ve çatışmaları çözmeyi amaçlamaktadır. Bu öneri kişilerarası ve devletler-arası ilişkiler boyutu da içermektedir. İnsanlık için ortak gelecek topluluğunun bir diğer önemli boyutu ise insan ve doğa arasındaki ilişkidir. Bir klasik Çin felsefesi yazını olan Tao Te Ching'de Laozi, insanların evrenin yasasını takip etmesi gerektiğini defalarca vurgulamaktadır. Tao, gökyüzü altında bulunan her şeyin annesi, tüm enerjinin kaynağı, göğün ve yerin kökeni ve her şeyin kaynağıdır. Gökyüzü altındaki her şey Tao'nun oğullarıdır. İnsan ve gökyüzünün altındaki her şey özdeş varlıklardır. İnsan, öldürmek, çalmak ve kötülük etmek yerine tüm varlıklara eşit ve saygıyla davranmalıdır. Konfüçyüsçülük, "Tao"nun iyilik ve doğruluk içeriğini teslim eder ve doğru kuralların daha çok gözetilmesini, yanlış kuralların ise uzak tutulmsını önerir. Günümüzün uluslararası toplumu, ırk, etnik köken, renk, bölge, dil, kültür, din, cinsiyet, ülke ve sınıf sınırlamalarını aşmalıdır. Ancak aynı havayı soluduğumuzu, aynı kaderi paylaştığımızı, salgınla mücadele için birlikte çalışmamız ve doğayla uyum içinde yaşamamız gerektiğini anladığımızda toplum olarak krizi tersine çevirme şansımız olabilir.
Her ülkenin kendi yolunda hareket ettiği veya komşusuna zarar verme politikası izlediği parçalanma yoluna girersek, pandemi krizinin sonunu görmeyeceğimiz gibi sonuçları muhtemelen daha büyük bir küresel felaketi de tetikleyebilir.
Dünya
ülkeleri, kendi ülkelerinin çıkarları için birbirini suçlamak ve salgınla
mücadele fırsatını kaçırmak yerine, insanlığın ortak özlemlerine ve görevlerine
odaklanmalıdır. İnsanlık, doğa yasalarını çiğnemenin sonuçlarıyla yüzleşmeli, gökyüzünün (Çin dinlerine göre gökyüzü tanrıdır) yolunu izlemeli, en kısa zamanda düzeltmeler yapmalı, mevcut grafik
düşünceyi aşmalı ve “doğa ve insanın birliği”ni öneren
eski Çin felsefesini tüm insanlığın esenliği için yeniden kazanmalıdır.
Globaltimes’tan alınmıştır
Yazarlar: Pu Jingxin ve Guo Song

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder