4 Mayıs 2020 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır
Guangzhou (Guanco)
kentinde Çin’in yakın ilişkide olduğu çeşitli Afrika ülkelerinden gelen birkaç
bin Afrikalı göçmen yaşar. Çoğu küçük gelire sahiptirler. Son yıllarda,
sayıları giderek artan ikinci bir grup daha var: Burada üniversite eğitimi alan
ve bir firmada iş bulup Çin’de yaşamaya başlayan eğitimli gençler.
Hong Kong’da (HK)
yaşadığım zamanlarda, bu insanlar HK polisinin verdiği rahatsızlık ve ortalama
HK’lunun İngilizlerden kaptığı ırkçılık hastalığıyla Çin’de karşılaşmadıklarını
söylerlerdi. Çin hükümetinin yabancıların Çin’de yaşamasını kolaylaştıran
düzenlemeler yapmasının ardından çoğu Guangzhou’ya geçti. Zaman içinde yerleşik
bir Afrikalı topluluk oluştu. Bir zamanlar kentte belki birkaç yüz kişi olan
Afrikalı göçmen sayısı zaman içinde birkaç bin kişiyi buldu.
Çin’i tanıdıkça aracı
Çinlilerden mal almak yerine üretici firmalara ulaşan bu insanlar önce bu
fırsatçıların tepkisini çektiler (açıktan olmasa da). Zamanla Çinlilerin Afrika
kıtasıyla olan ticaretini büyük ölçüde onlar yapar hale geldiler. Bu kez de bu
gruptakilerin tepkisini çekmeye başladılar. Bu insanlar hem “(yırtmaya çalışan)
Çinlilerin kazanması gereken, hakkı olan parayı kazanıyorlardı” hem de giderek
sayıları arttığı için şehirde daha görünür olmaya başlamışlardı. Böylece, çok
hafiften de olsa bazılarında bir Afrikalı “gıcıklaşması”nın ipuçları
hissedilmeye başlandı. Lümpen cehaletin size düşman olması için ondan farklı
olmanız yeterlidir. Buna bir de çıkar çelişkisi eklenince tablo tamamlanır.
Olan aşağı yukarı buydu.
Nisan başlarında Guangzhou’da
100 ithal COVID-19 vakası görüldü. Bu vakalar arasında beş Afrikalı da vardı.
Merkezi hükümetin “olası ikinci salgın dalgasına karşı etkili bir biçimde önlem
alınması” talimatı” yerel hükümeti saçmalattı. Kentteki bütün Afrikalılar için
zorunlu izleme/tarama, test ve COVID-19 testinin pozitif olup olmadığına bakılmaksızın
14 günlük karantina kararı alındı. Tarama testleri sonucu başka vakarların da
tespit edildiği söyleniyor. COVID-19 testi pozitif çıktığı için karantinaya
alınan bir Nijeryalının karantinadan kaçmak için bir hemşireye saldırıp yüzünü
yaralaması yerel yetkililerin konuyu beceriksizce, saygısızca ve ahmakça ele
almalarının üstüne tüy dikti.
Sosyal medyada bir lümpen
grubun sahte video ve resim de ekleyerek başlattığı ırkçı saldırı bu insanların
tamamını COVID-19 taşıyıcısı olarak sundu ve ikinci salgın dalgasını
başlatacakları korkusu yaydı. Bu kışkırtma şehirde de karşılık buldu. Afrikalı
göçmenler kiraladıkları evlerden çıkarıldılar, otellere kabul edilmediler,
lokantalara sokulmadılar vs. Ortaya çoluk çocuk köprü altlarında, sokaklarda
yaşamaya mecbur kalan insanların yaralayıcı görüntüleri çıktı. Yerel hükümet
yetkilileri o kadar beceriksizce davrandılar ki, bu utanç verici olayın bir
ucunda kendileri de varmış gibi bir görüntü verdiler. Bakalım soruşturma
sonucunda nasıl bir fatura kesilecek.
Görüntüler basına
düşünce Çin’e karşı ırkçılık suçlamaları yükselmeye başladı. Afrikalı
sanatçılar, kanaat önderlerinin çağrılarına ve tepkilerine Afrika ülkelerinin
diplomatik tepkileri de eklenince merkezi hükümet duruma el koydu. Afrika
kıtasının Çin için ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok. Kıtada çeşitli
alanlarda çalışan bir milyon Çinli yaşıyor ve kıta topraklarını belki de dörtte
birini Çin ekip biçiyor. Örn. “Çin malı ay çekirdeği” memlekete nereden geliyor
olabilir? Gerçi merkezi hükümetin olaya sırf böyle bir faydacılıkla
yaklaştığını ve görüntüyü, imajını kurtarmaya çalıştığını söylemek haksızlık
olur. Irkçılığa karşı tavırlarını ve ırkçılıktan midelerinin bulandığını
biliyorum.
Merkezi hükümetin
olaya el koymasıyla birlikte, sokaklara atılan insanlar evlerine yerleştirildi,
çeşitli yardımlar sağlandı. Resmi görevliler ve Guangzhou’un saygın
kişileri/topluluk önderleri, sivil toplum grupları bu insanları ziyaret
ettiler, çiçek ve hediye yağmuru başladı. Hepsi için ücretsiz sağlık hizmeti
verilmeye başlandı.
Peki, bu insanlardan
biri “normal (salgın öncesi) zamanlarda” rahatsızlansa Çin sağlık sistemi bu
cömertliği gösterir miydi? Sağlık sisteminde kaydı (yani sigorta kaydı-ödemesi)
olmayan kendi yurttaşlarına göstermediği cömertliği elin Afrikalısına veya
Avrupalısına neden göstersin? Devleti yöneten partinin adında komünist geçiyor
dediysek o kadar da değil… Ee, bu ne biçim komünizm diyebilirsiniz. Burada komünizmi/sosyalizmi
aramak için sınıf ilişkilerine bakmak boşa kürek çekmektir. Öyle bir bakışta
(yani sınıf ilişkilerinde) görülebilir bir şey olsaydı tanımlamanın başına
“Çin’e özgü (sosyalizm)” ifadesi yerleştirilmezdi. Sosyalist müktesebat ÇKP ruhunda
halen hafife alınmaması gereken bir yer tutsa bile, fiiliyatta öyle bir bakışta
görülecek bir şey değildir. Görebilmek için bazen ne istediklerine veya ne
yaptıklarına, bazen ise nasıl yaptıklarına dikkatle bakmak gerekir.
Bana göre,
“Çine özgü” ifadesi aslında maksud ile menzilin uzlaşmadığı boşluğu Deng
Xiaoping pragmatizmiyle doldurmanın adıdır. Örn. yoksulluğu (özellikle son 5
yıllık dönemde) ciddi ciddi dert edindikleri, yok edemedikleri yoksulluktan
derin üzüntü duydukları ve ortadan kaldırmak için çok çalıştıkları, halkın daha
iyi-en iyi koşullarda yaşamasını canı gönülden istedikleri ve bunun için
çabaladıkları bir gerçek. Fakat yoksulluğu ortadan kaldırmak için
benimsedikleri yolun, üretilen değerin adil paylaşımı ve hep birlikte daha
fazla ve daha iyisini üretmek yerine, (bazen devlet destekli) bir tür
kapitalist girişimcilik olduğu da bir başka gerçek. Yani yoksulluğu yenmenin
yolu bireysel zenginleşme. Bu konuda bundan sonra daha fazla yazacağım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder