6 Aralık 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır
Çin’in bu eyaletindeki dostlarla
yaptığımız ve bu yazıya konu olan sohbet Rusya ile yaşanan uçak krizinden
önceydi. Bu dostlar, bu eyalette yabancıların yatırım projelerini değerlendirmekle
görevli. Fu, “Türkiye’den son birkaç ayda aldığımız yatırım başvurusu çok arttı.
Bu artışın nedenini anlamakta zorlanıyoruz” diye lafa girdi. Uzun ve daldan
dala atlayan sohbeti kısaca şöyle özetleyebilirim:
“Çin, hem yatırım
avantajları hem de dünya pazarlarına erişim açısından yabancı yatırımcılar için
bir cennet sayılır ama asıl nedenin bu olduğunu sanmıyorum. Türkiye’de
yatırımcıları tedirgin eden bir gidişat söz konusu. Ülkede Mussolini’nin faşist
devlet tanımında anlatılanlar yaşanıyor. Dünya uzun bir süre AKP’yi bir
muhafazakâr parti olarak görme yanılgısı yaşadı – artık uyanmaya başladılar. Oysa
AKP muhafazakâr değil İslamcı-faşist karakterde bir parti. Mussolini’nin
“Faşist Parti”sinin neredeyse aynısı. Nazi partisinin daha “beceriksiz” bir
versiyonu. Aynen onların yaptığı gibi, her şeyi faşist parti (devleti) safında
hizalamaya çalışıyorlar ve herkesi de orada hizalanmaya zorluyorlar. Hizaya
gelmeye pek gönlü olmayan işadamlarının yatırımlarını kaybetmesi işten değil. Çin’de
yatırım başvurusu yapanların gidişatı gördüğünü ve bu kötü sonu yaşamak istemediğini
düşünüyorum.
Bir adam istedi diye
devletin mafyanın bile kullanmaktan ar edeceği yöntemleri kullanarak bazı işletmelere
el koyduğunu, hakkınızı aramak için tek araç olan hukukun karşınızda yer
aldığını görseniz ve sıranın bir gün size de gelebileceğini bilseniz, siz ne
yapardınız? Türkiye’de olup biten tam da bu. Uydurma
bir suçlama, ağır vergi cezaları, mal müsaderesi yoluyla bir işletmeye el
koymalarını engelleyecek hiçbir şey yok. İstedikleri yatırıma el koyup kendi
yandaşlarına rahatlıkla peş keş çekebilirler.
Bu adamların iştahını
kabartan, çökmek için fırsat kolladıkları başka işletmeler de olduğundan eminim.
Çöktükleri işletmelere kayyum olarak atadıkları adamlarına kırk bin dolar maaş ödüyorlar.
Aslında, bu yolla sermaye transferi yapılıyor. Yani çöreklendikleri işletmeleri
finansal olarak çökertmeye çalışıyorlar. Böylece, iflas etmiş gibi gösterip bir
yandaşa peşkeş çekmeye hazırlanıyorlar. Satın almak için kullanacakları parayı
bile bu sermaye transferi yoluyla karşılayacaklar.
Bir zamanlar Türkiye
üreticileri için büyük bir pazar olan Ortadoğu’da artık mal satabilecekleri bir
ülke kalmadı ve ölü bir pazara dönüştü. Çünkü Türkiye tüm bölgeyle düşman.
Sadece iki Arap diktatörlüğü ile ilişkileri normal denebilir. Fakat onlar
Türkiye’den mal ithal etmeyi zül addedecek kadar kibirli görgüsüzler.
Eski pazarların kaybı ve
iktidara güvensizliğin yanı sıra, Suriye savaşındaki rolü nedeniyle, ülkenin
dünyaya verdiği kötü görüntünün de sonuçları olacak. Çin’e yatırım başvurusu
yapanların ülkeye bu nedenle bir bedel ödetileceğini de sezdiklerini sanıyorum.
Emperyalizmin faturayı
birine kesip ellerini temizleme niyeti bir tarafa, insanlık bu dünyada İŞİD vb
islamo-faşistlere yer olmadığını artık anladı. Bunların entarili ve vahşi
primat sakallı olanları ile kravatlı olanları arasında pek fark olmadığını da
görmeye başladı. Bunların uygarlığın değerleri ile barışmalarını ummak hayalden
de öte. İslamcı karakteri nedeniyle, AKP’nin de aydınlanma ve modernite ile
ilişkisi, muhafazakârlıktan ayırıcı özellik olarak, rezerv koyma değil açıkça
reddiye üzerine kurulu (Aynen Suriye ve Irak’taki ilkeller gibi). Velhasıl,
bedel ödeme ve çöplüğe atılma sırası kravatlılara da gelecek. Bunun nasıl
olacağını bilemiyorum ama insanların bunu fark ettiğini sanıyorum. Ödenecek
bedelden korktuklarını ve güvenli yatırım limanına sığınmaya çalıştıklarını
düşünüyorum”.
Sermaye adına konuşmama
bakıp “Bu ne sermaye muhabbeti böyle” demeyin. Yok öyle bir şey. Sadece Çinli
dostlara durumu açıklamaya çalıştım. Ayrıca, burada öyle sermaye karşıtlığı
yaparak komünist olunmaz. Çin’de komünistlik, hâlihazırda, kapitalizm olsun ama
kuyruğu bizim (ÇKP) elimizde olsun demektir. O da sonraki yazıya…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder