5 Temmuz 2015 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır
“Hayatın sırrına ermiş
bilgeler”, “Mistik âlemin efendileri” olarak parlatılan Hindu gurulardan söz
ediyorum. Buradaki (HK) Hintli dostum Roger’a göre ise “sivrisinek
uzmanları”ndan…
Roger’ı on yıl önce tanıdığımda
ortalama dindar bir Hindu idi. Sekiz yıl önce ciddi bir enfarktüs geçirdi. Birkaç
ay sonra sıkı bir ateist olarak döndü. Hastanede yatarken yaptığı sorgulamalar
onu dinden çıkarmış. Din kurumuna, özellikle iyi bildiği Hinduluğa, karşı
tutumu düşmanca desem yeridir. Hindu gurular hakkındaki değerlendirmesi şöyle:
“Aylak kurnazın biri bir gün evinden kaçıp dağa gidiyor. Bir mağarada
sivrisineklerin içinde bir iki yıl geçiriyor. Geri döndüğünde, hayatın sırrına
erdiğini söylüyor. İnsan mağarada ne öğrenir? Ancak sivrisineklerle birlikte yaşamayı
öğrenir, sivrisinek uzmanı olur”.
Benim gurular hakkındaki düşüncem
ise biraz farklı: Kanaatimce, Hindu geleneği onlara çok şey borçlu. Yoksa insanoğlunun
yarattığı en büyük ve sofistike palavra külliyatı olan Hindu mistisizmi nasıl yaşayabilir
ve gelişebilirdi? Ayrıca hepsi evdeki sorumluluklardan kaçan aylaklar arasından
çıkmıyor. İçlerinde eğitimli aylaklar da var.
Roger, ısrarıma rağmen ünlü
guruyu dinlemeye gelmedi. Paraya kıyıp gittim ve beklediğim gibi “işlene işlene
epey incelik kazanmış bir şarlatanlık” ile karşılaştım.
Klinik
psikoloji araştırmalarıyla uzun zaman geçirmiş olmama rağmen, insan'da hiç
duymadığım bazı ruhsal enerjiler; evren'de ise bazı yaşam enerjileri olduğunu
(bak, onları da duymamıştım) ve
mutlu, huzurlu ve ahenkli bir yaşam için onlarla etkileşim içinde olmamız
gerektiğini bilmiyordum, öğrenmiş oldum.
Metafizik
âleminin sırrına ermiş bir mürşit edasıyla konuşan guru, hayatın bu mistik enerjilerin toplamı olduğu
kabilinden bir şeyler söyleyerek mevzuyu bağladı. Doğrusu, bütün metafizik
anlatılar gibi gayet sofistike bir bağlamaydı. Mistik inançlarla ruh sağlığı
arasındaki zararlı ilişkiye çokça tanık olduğumdan olsa gerek, ilkel-büyüsel
inanç sistemiyle yoğrulmuş o akıl bulandırıcı-ağdalı içerik bende alerji yapar.
Bu yüzden, o enerjileri bulma ve etkileşme işinde ben yaya kaldım.
Bence, ünlü guruların
çevresinde onların zırvalarını kafası karışık beyaz adamın arayışlarına tevil
eden bir pazarlama ekibi var. İçine psikoloji, felsefe ve hatta astronomi ve
kuantum fiziğinden esintiler üflenerek zırva epeyce işleniyor, çektikçe uzayan bir
çamur kıvamına getiriliyor ve aklı bulanık modern çağ insanının varoluşsal sorularına
karşılık olarak sunuluyor. Arka plandaki o büyük sofistike palavra külliyatı bu
mistifikasyon için gerekli malzemeyi fazlasıyla sağlıyor.
Piyasanın beklentilerine
uygun olarak revizyona uğrayan ve “modern-mistik” inanç sistemi haline gelen Hindu
geleneği, mevcut semavi dinlerin vazettiklerini ”banal” bulan orta sınıfların ve
sorularına o dinlerde anlamlı cevaplar bulamayan kafası karışık küçük
burjuvaların ayrıcaklı dini. Bir eski dostun deyişiyle, “Kapıcısının,
temizlikçisinin tanrısına biat etmeyi zül kabul eden bazıları için dolar
bayılarak sahip olabilecekleri bir janjanlı din”.
Batı dünyası da birçok
alanda gurular üretiyor. Beni ilgilendirenler sadece “şu iletişim gurubu”,”bu
danışma ekolü”, “yaşam koçluğu” vs adı altında boy gösterenler. Birkaç haftalık
uyduruk psikoloji eğitimi (çoğunda o da yok) ile eğitmenlik mertebesine erişen,
bazıları ciddi psikopatoloji taşıyan guru müritleri ortalıkta cirit atıyor.
Kapitalist
toplumun insanların kendilerini anlamlı, değerli bulma duygularında boşluklar oluşturduğu
(ve o boşluğu tüketerek doldurmalarını istediği) bir dünyada yaşıyoruz. Guruluk
mesleği erbabı da insanların harcadıkları parayla, satın aldıklarıyla,
tükettikleriyle dolduramadıkları böyle boşlukları doldurma umudu vaat eden
açıkgözler gibime geliyor. Bunların fayda etmediği, bazen sapıttırdığı yerde
ise onarım işleri ruhiyatçılara düşüyor.
Yine o eski dostun bir dileği
ile bitireyim: Hare Krişna! Çakralarınız her daim açık, Kundalini enerjiniz 3
bin volt olsun…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder