7 Nisan 2013 Pazar

Kowloon Park’ın kuşları


7 Nisan 2013 tarihinde BirGün Gazetesinde yayınlanmıştır

 
Karşı sahilde uzanan dağlık orman ile arama otuz katlı bir “modern yaşam duvarı” dikilince, pencereden doğa harikası Kowloon Park’ı görebildiğim bu eve taşındım.

Bahar geldiğini haber veren manolya ağaçlarının kırmızı/pembe çiçeklerini seyretmek için her gün bu parka uğruyorum. Parktaki gölette dolaşan envai çeşit kuşu izlemek benim için bir diğer eğlence. Buradakileri görmeden önce bu kadar ördek çeşidi olduğunu bilmezdim. O kadar güzeller ki, şu yavrulardan birini cebime sokup gitmemek için kendimi zor tutuyorum.

Bu parkın müdavimleri tabi ki yalnızca ben ve bu kuşlar değil. Bir de buranın sadece Pazar günleri ortalıkta görünen “göçmen kuşları” var. Onların hikâyeleri diğer kuşlara göre daha ilginç. Parkı birlikte gezdiğimiz bir İtalyan kız arkadaş üçlü beşli gruplar halinde sohbet eden yüzlerce kadınının seslerini duyunca “bıcır bıcır, sanki kuş cenneti gibi” demişti. “Evet, göçmen kuşların cenneti” diye karşılık vermiştim. Pek yanlış bir benzetme sayılmaz; çünkü Pazar günleri burada toplanan kadınların tamamı göçmenler. Çoğunluğu Endonezya ve Filipinlerden gelen ve ev işlerinde yatılı olarak çalışan kadınlar.

Ev işleri için Endonezya ve Filipinli kadınların tercih edilmesinin sebebi şu: Hem ucuza çalışıyorlar, hem de 24 saat “el altında” bulunuyorlar-reva görülen muameleye katlanmaları da işin bonusu. Evin bir köşesine, çoğunlukla mutfağa, yapılan bir küçük bölmede yatıp kalkan, her seslenildiğinde hizmete hazır, güzel yemekler yapan; fakat yemeğini ev halkının masasında değil, onlar yemeğini bitirdikten sonra, mutfakta tek başına yiyen “modern İsaura”lar. Bu kadınlar çoğunlukla Hint coğrafyasından veya kendi ülkelerinden HK’lu yeni zenginlerin evlerinde çalışıyorlar; yani saygı ve nezaketin inceltici terbiyesi ile pek tanışmamışların yanında.

Bu kadınların neredeyse tamamı kaçak çalışıyor. Çalıştıran kişi kadın için izin/ikamet başvurusu yaparsa “göçmenlik dairesi” çeşitli ölçütler için inceleme yapıyor. Evde kadın için bir oda ayrılmış olması bu ölçütlerden biri. O odanın aslında kendisi için olmadığını söylemek kadının gösterebileceği bir cesaret değil. Üç kuruş nafaka için evini barkını, ailesini geride bırakmayı ve memleket aşırı yerlere gitmeyi göze aldırabilecek kadar büyük bir yokluk ve yoksulluk böyle cengâverlikleri kaldırmaz.

Bu kadınlar arasında Batılıların yanında çalışanlar da var ve onlar kendilerini şanslı sayıyorlarmış. Alınan ücrette fark olmasa bile, bir oda verilmesi, hizmet saatlerine biraz özen gösterilmesi, nezaketle davranılması onlar için tabi ki önemli konular. Batılıların yanında çalışmak istemelerinin asıl nedeni, ev sahibinin çalışmasından memnun olduğu kadın için HK ID kartı başvurusu yapması. Ee, “Beyaz Adam” bu! Sömürünün inceliklerini bilir. O ID kart sayesinde burada rahatça yaşayabilirler.

Bu kadınlarla birlikte, Hint coğrafyasından gelen ve onlar gibi kaçak çalışan bıçkın delikanlılar da ortalığa dökülüyor ve Pazar günleri park bir nevi “piyasa yeri”ne benziyor. Kızlara kur yapmalarını izlemek ördekleri izlemekten daha eğlenceli. Nasıl bir istihbarat ağıysa, HK ID kartı olan kadınları biliyorlar ve rağbet onlara. O kızlardan biriyle evlenebilirlerse, HK’ta yaşamayı garantilemiş olurlar. Ondan sonra ne sınırda durdurulmak, ne sorgu sual ne de sınır dışı edilmek korkusu kalır. Yırtmaya çalışan kavruk gencin ütopyası işte...

Onlar kızlara kur yaparken, bazı kızlar benim gibi 50’sine dayanmış bir “beyaz adam”a göz süzüyor, lâ havle! Ee, herkesin kendine göre bir yırtma projesi var…

Hiç yorum yok: